Baransan Alüminyum Profil A.Ş., TUSKON Balkan Ülkeleri Dış Ticaret Köprüsü 2008 Fuar Resimleri Avrasya coğrafi açıdan, Avrupa ve Asya’nın kucaklaştığı bir bölge olarak tanımlanmakta, uluslararası ilişkiler bağlamında ise Sovyetler sonrası dönemde ortaya çıkan siyasi tabloyu açıklamak üzere kullanılmaktadır. 20. yüzyıl boyunca yaygın bir şekilde, ünlü İngiliz jeopolitikçi Mackinder’in öne sürdüğü kara hakimiyeti teorisi ile birlikte anılan Avrasya kavramına genellikle jeopolitik mülahazalar çerçevesinde başvurulmuştur. Oysa içinde bulunduğumuz yüzyıl, küreselleşmenin hakim olduğu bir anlayış dönemidir. Dünya gittikçe küçülmekte, ülkeler ve milletler her gün biraz daha birbirlerine yaklaşmaktadırlar. Bugün, jeopolitik terimlerin dar kalıpları dünyadaki genel gidişatı açıklamaktan uzak kalmaktadır. Bu bağlamda, Avrasya’yı sadece coğrafi bir bölge kalıbına sığdırmak yerine içerisinde ekonomik ve ticari ilişkiler, enerji politikaları, ulaşım gibi sayısız paradigmanın yer aldığı geniş bir çerçevede ele almak zorundayız. Avrasya örneğinde olduğu gibi, tarih boyunca ticari ve ekonomik ilişkiler; bir birlik oluşturma yönündeki bütün gönüllü girişimlerden; askeri, siyasi veya kurumsal yapılanmalardan çok daha güçlü bir birleştirici role sahip olmuştur. Cengiz Han’ın ordularının Avrasya coğrafyasında 12-13. yüzyıllarda kurduğu siyasi ve askeri hakimiyet, ticari ve ekonomik boyuttan yoksun olması nedeniyle çok kısa sürmüştür. Buna karşılık, tarihi İpekyolu ile bütün olarak Avrasya’yı birbirine bağlayan ticari ilişkiler ağı yüzyıllar boyunca Avrupa ve Asya kıtalarının temel ekonomik dinamiklerinden birini oluşturmuştur. Bugün “Avrasya” kavramının geçerliliğini hala korumasını; siyasi, askeri veya yapay kurumsal oluşumlardan çok, bu coğrafyanın tarih boyunca evrim geçiren ama yine de canlılığını sürekli olarak koruyan ticari ve ekonomik dokusuna borçluyuz. Tarihi İpekyolu’nun Doğu ile Batı arasındaki ticaretin ana rotası olma özelliğini yitirmesinin bu rota üzerinde yer alan bütün halklar için yol açtığı kayıplar, tarih bilincine sahip herkesin hemfikir olduğu bir vakıadır. Bugün pek çok iktisat tarihçisinin önemle vurguladığı bir husus; alternatif güzergahların İpekyolu’na tercih edilmiş olmasının nedeninin, İpekyolu güzergahında yer alan ülkelerin yöneticilerinin, ticareti kısıtlayıcı bir siyaset izlemiş olmaları gerçeğidir. Tarihsel analoji, günümüz gerçeklerine de ışık tutmaktadır. Avrasya coğrafyasının bugünkü devlet adamları, her kademedeki yöneticileri, bilim ve kültür adamları ve iş çevreleri tercihlerini netleştirmelidirler. Ülkeleri ve bütün bir Avrasya coğrafyası için öngördükleri gelecek; kısa vadeli çıkarların belirlediği izolasyonist, içe kapanmacı modellerde mi yatmaktadır, yoksa dünya ile bütünleşmeyi öne alan, ilgili bütün tarafların optimal faydasını hedefleyen bir tercihten mi yanadırlar? Bize göre Avrasya, bütün siyasi veya coğrafi tanımlamaların ötesinde, Asya’nın derinliğinden Avrupa’nın kalbine uzanan ve Avrupa ile Asya’nın kucaklaştığı coğrafyada paylaşılan bir çok değer, harekete geçirilmeyi bekleyen önemli bir potansiyel, umut vadeden bir gelecek, ilişkilerin çok boyutlu geliştirilmesi için uygun bir zemin anlamına gelmektedir. Avrasya’nın merkezinde yer almanın ve bu coğrafyada yer alan bir çok ülke ve halkla tarihi, kültürel değerleri paylaşmanın Türkiye’nin stratejik ve ekonomik imkan ve kabiliyetlerini artıran bir etkiye sahip olduğunu görmekteyiz. Ortak bir tarih ve kültürel mirası paylaştığımız Avrasya’nın bütün uluslarının, bu imkanların değerlendirilmesinde çok önemli bir role sahip olduğu açıktır. 2003 yılında düzenlenen “Avrasya Nereye Gidiyor?” başlıklı Konferans’ta Avrasya Birliği idealinin öndegelen savunucularından değerli devlet adamı ve yazar Cengiz Aytmatov’un ifade ettiği gibi Avrasya bütünleşmesinin anlamı, “21. yüzyıldaki yeni gelişmelerin yönlerini bulmaktır”. Aytmatov, konuşmasında ne Avrupa’nın Asyasız, ne de Asya’nın Avrupasız varolabileceğini ifade etmiş ve tarih boyunca büyük medeniyetlere beşiklik yapmış Türkiye’nin Avrasya’daki merkezi rolüne işaret etmiştir. Türkiye’nin Avrasya vizyonundaki merkezi rolüne dikkat çekenler şüphesiz gerçeklerden yola çıkmaktadırlar. Nitekim, 400 milyar dolarlık gayrı safi milli hasılası, 222 milyar dolarlık dış ticaret hacmi ve her yıl yeni rekorlara imza atan ihracat başarıları, düşük enflasyon oranı ve istikrarlı makro ekonomik dengeleri, Türkiye’yi bölgede ve dünyada önemli bir güç haline getirmektedir. 23 milyon m2 yüzölçümü ve 350 milyon nüfusa sahip olan Avrasya coğrafyası, 1,2 trilyon dolar tutarındaki GSMH’si, 700 milyar dolar tutarındaki dış ticaret hacmi ve yıllık ortalama %10 düzeyinde gerçekleşen büyüme hızı ile dünyanın ekonomi ve ticaret merkezi olma yolunda süratle ilerlemektedir. Dünya petrol rezervlerinin %10’u ile doğal gaz rezervlerinin %32’sinin Avrasya coğrafyasında bulunması ve bölgeye son 15 yıl içinde çeşitli sektörlerde 200 milyar doların üzerinde doğrudan yabancı sermaye akışı gerçekleşmesi, bölgenin ekonomik olduğu kadar stratejik önemini de ortaya koymaktadır. Bu gerçeklerden hareketle Türkiye’nin Avrasya ülkelerine yönelik olarak geliştirdiği ticari ve ekonomik işbirliği stratejisi, sahip olunan kaynakların ortak fayda temelinde değerlendirilmesi, üretim-paylaşım stratejileri geliştirilerek rekabet ortamından çok boyutlu işbirliği temelinde ortaklıklar kurulması sürecine geçişin sağlanmasıdır. Stratejimizin temel unsurlarını, dış ticaret ve yatırım mevzuatlarının uyumlaştırılması, ortak enerji ve sanayi politikaları geliştirilmesi, taşımacılık sektörünün tamamen libere edilmesi, Karadeniz Ekonomik İşbirliği ve Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi bölgesel yapılanmalar temelinde yürütülen ortak paydaları bulma çabalarının daha da yoğunlaştırılması ve somut işbirliği imkanlarının hayata geçirilmesi oluşturmaktadır. Stratejimizin hedefi ise, Karadeniz’in bir serbest ticaret alanı haline getirilmesi, Hazar havzasında serbest ticaretin ve ekonomik işbirliğinin sağlanması ve tüm bu çalışmaların Akdeniz havzasında yürütülen serbest ticaret alanı çalışmaları ile birleştirilmesi suretiyle, dünya ekonomisi ile bütünleşmiş ve yüksek refah seviyesine sahip bir Avrasya’nın yeniden inşasının sağlanmasıdır. Bu amaç ve hedefler doğrultusunda “Türkiye-Avrasya Ticaret Köprüsü” programının çok önemli katkılar sağlayacağı şüphesizdir.
|